Yatan Bir İnsan
Yaraltında bir mahzen. Dışarıdan gelen loş ışık demir parmaklıkları aydınlatıyor, fakat içeriyi etraflıca aydınlatmıyor. Işık, yattığım ucuz, sert ve tüyleri dışarı fırlamış yaylı yatağın önüne kadar düşebilmiş sadece. Mahzenin ortasında ben. Karanlıkta zincirlerine bağlı olan, açlıktan can çekişen, zincirlerini kırıp beni ele geçirmek isteyen, gözlerini açamadan, yerlerinden kıpırdayamadan, hareket edecek guçleri kalmamiş bir yığın canavar. Her tarafımı sarmışlar. Ne kadar büyük ve iğrenç olduklarını hiçbir zaman bilemiyorum. Karanlıkta parlayan gözleri ve hastalıklı, kesik ve inleyen soluklarının ciğerden gelen hırıltılı ve yoğun sesleriyle, bütün geceyi gözlerimi tavana dikip gözümde boyutlarını ve şekillerini canlandırmaya çalışarak, uykusuz geçirdiğim sayısız geceler…
Yaraltında bir mahzen. Dışarıdan gelen loş ışık demir parmaklıkları aydınlatıyor, fakat içeriyi etraflıca aydınlatmıyor. Işık, yattığım ucuz, sert ve tüyleri dışarı fırlamış yaylı yatağın önüne kadar düşebilmiş sadece. Mahzenin ortasında ben. Karanlıkta zincirlerine bağlı olan, açlıktan can çekişen, zincirlerini kırıp beni ele geçirmek isteyen, gözlerini açamadan, yerlerinden kıpırdayamadan, hareket edecek guçleri kalmamiş bir yığın canavar. Her tarafımı sarmışlar. Ne kadar büyük ve iğrenç olduklarını hiçbir zaman bilemiyorum. Karanlıkta parlayan gözleri ve hastalıklı, kesik ve inleyen soluklarının ciğerden gelen hırıltılı ve yoğun sesleriyle, bütün geceyi gözlerimi tavana dikip gözümde boyutlarını ve şekillerini canlandırmaya çalışarak, uykusuz geçirdiğim sayısız geceler…
Bu mahzene nasıl düşmüş olduğumu, neden yataktan kalkamadığımı, etrafımdaki yaratıkları, buradan nasıl kurtulmam gerektiğinin düşünce girdabında uykusuzluktan ve yeni sesleri işitebilmek için kulaklarımı dikleştirmiş, gözümden hiçbir şeyin kaçmaması için karanlığa iyice alışmış gozlerimi odadanın her tarafında gezdirerek bilmiyorum ne kadardır orada yatıyorum...
Orada yattığım süre boyunca ve mutlak sessizlikte, bana orada olduklarını, benim hala onlarla beraber oldugumu hatırlatırcasına, canavarlar huysuzca hareket ediyor, nereye baktıkları belli olmayan gözlerini bana dikiyor ve bu sırada bakışlarının boşluğundan ben ne anlam çıkaracağımı bilemiyorum. Tek sezdiğim şey - artık giderek emin olarak - benim onlarin yemi oldugum ve onların gittikçe acıkmaları. Peki neden bağlılar, neden bu kadar bitkin ve hastalıklılar, neden zincirlerini kırıp üstüme çullanmıyorlar? O mahzendeki sayısızca canavar için bir tek yem olarak ben sunulmuşsam - kendimi o canavarlardan birinin yerine koyarak - ben, açlığımı gidermek için her yolu denerdim. Fakat bunlar, sanki birer ölü, gittikçe de cansızlaşıyorlar ve sanki onlar öldükçe ben canlanıyorum, yatağımda daha rahat kımıldayabiliyor ve onlardan korkmamayı başarabiliyorum. Bana ulaşamayacaklarına kendimi inandırıyor ve zaman geçtikçe bu düsünceyle kendimi bir nebze rahatlatıyorum...
Ne kadar zaman geçti orada, yalnızlığımda, kurtulmayı bekler halde, halsiz, bitkin, bir canavar gibi hareketsiz ve hastalıklı hiçbir zaman bilemedim. Fakat bir gün olan oldu: Karanlığa alışmış gözlerime delercesine girip beni kör eden ve gozlerimi acıdan kıvrandırırcasına gelen beyaz parlak ışık adeta yoktan var oldu. Acıdan kıvranıyordum. Gözlerimi açmaya cesaret bile edemiyordum çünkü gözlerim sımsıkı kapalıyken bile, beyaz ışıktan başka görebildiğim hiçbir şey yoktu. Benim inlemelerimin yanı sıra etrafımdaki yaratıkların benden katlarca daha fazla acı içinde olduklarını duyumsayabiliyordum. Zincirlerini büyük bir acıyla, son kalan güçlerini kullanarak zorluyorlar, fakat içlerinde bulundukları durumdan kurtulamıyorlar; uyuşuyorlar, kimilerinin ise son acı iniltileriyle, sesleri kesiliyordu. O an anladım ki bu parlak ışık beni kurutacakti, belki acı içinde, fakat bu benim kurtuluşum, onların ise ölümü olacaktı…
Ne kadar uzun sürdüğünü bilemediğim parlak ışık, yavaş yavaş gücünü yitirdiğinde, gözlerim hala ağrımaktaydı, uykusuzluktan kan çanağına dönmüs gözlerimi usulca araladim ve ürkekçe bekledim gözlerim yeniden loşluğa alışsın diye. Uzunca bir zamanımı aldı bu süreç. Bu sırada etrafı dikkatle dinlemeye başladım. Tek tük yankılanan zincirlerin şakırtısı kesilmiş, mutlak sessizlikte soluk alışverişlerinin daha hırıltılı ve hastalıklı devinimleri yansıyordu sadece kulağıma. Gözlerim karanlığa iyice alışınca heyecanlı heyecanlı etrafa göz atmaya başladım. İlk anımsadığım karanlıkta parlayan, boş bakışlı gözlerin sayısındaki azalma ve canlılıkların bir nebze daha donuklaşmasıydı. Ölüyorlardı. Bundan emindim artık. İçimi kaplayan rahatlama ve bu karanlık, korkunç mahzenden kurtulabilme umudu, hayata tutunmaya calışan ellerimi kavradı. Ellerimi yastığımın altına geçirdim, derin bir soluk aldım. Mahzen çok yoğun ve depresifti, fakat beynimin içine akan saf sular, bütün karamsar düşüncelerimi yıkıyordu adeta. Beynimin içinde karanlık olmayan, sempatik canavarlar ve şekiller oluşmaya başladı. Renkler geri geliyordu, karanlıktan koparcasına, karanlığı aydınlatırcasına… O an canım çok fazla şarap çekti. Şarabın yanık aromasını hissettim boğazımdan geçtikten sonra bıraktığı, can alıcı güzellikteki... Keyiflendim. Sonrasında sanırım uykuya dalmışım. İlk defa deliksiz bir uyku uydum o gece. Ne kadar uyduğumu size söyleyemem, çünkü zaman kavramım hiçbir zaman olmadı burada...
Uyandığımda, etraf aydınlıktı. Bu aydınlık gozlerimi acıtmıyor; tersine okşuyordu. Bana aydınlığın güzelliklerini sunuyordu. Görebildiğim tek şey aydınlıktı ve soluduğum, içinde bütün güzel kokuları barındıran, içimi ferahlatan bir hava kütlesiydi…
Orkan Sipahi
6.46 pm - 5.2.11 (ASM - 4. Gun)
6.46 pm - 5.2.11 (ASM - 4. Gun)
Düzeltme: 10.40 am – 11.2.11
ANADOLU SAĞLIK MERKEZİ JOHNS HOPKINS (10.gun)